Ana Sayfa arrow Elmas Çelebi'den arrow Hımmm Ayvalık

Ruhları Şadolsun

m şehitlerimizin ruhları şad olsun...

Şehidimin kanı yerde kalmayacak !

 

Zuzuma

Bir Dost Liman

Dostlar

Son Yorumlar

Ula sokakları...
Tülay hanım çalışmalarınızda bence de başarılı olmuşsunuz ki...
07/01/09 11:53 devamı...
Yazan Mavi Elmas

Kahvaltı Notu: Saklı Göl
Ebru seni o Ankaradan çıkarabilirsem burada seni çevreleyen ...
07/01/09 11:39 devamı...
Yazan mavi_elmas

Kahvaltı Notu: Saklı Göl
-34 derece soğukta bu resimleri izlemek insanın içini ısıtıy...
05/01/09 11:15 devamı...
Yazan Kaan

Ula sokakları...
Ula Evleri
Ula ile ilgili belgesel proğramı ile tanışmış, merak edip y...
04/01/09 16:53 devamı...
Yazan Tülay Kıntak Kozak

Kahvaltı Notu: Saklı Göl
Bakış farklılığı da sanırım, beklenti farklılığı da. Zaten s...
02/01/09 22:24 devamı...
Yazan Ebru

Ziyaret Sayacı

192676Ziyaretçiler

Telif

Mavi Elmas
Her Hakkı Saklıdır © 2008
Yayınlanan her türlü resim, bilgi, doküman izinsiz kullanılamaz.
advertisement.png, 0 kB
Hımmm Ayvalık PDF Yazdır E-posta

ImageEşimin benden yana şanssız olduğu bir durum vardır ki oda uykuyu pek sevmemem ve ne kadar geç yatarsam yatayım sabahın erken saatlerinde gözümü açmam. Ne zaman bazı dostlarımızla bir araya gelsek ve onların rahatlıkla uyuyabildiğini öğrense özlemle “Ahh ah! Tatilde uyumayı özledim" cümleleri yavaş yavaş kinayeli bir şekilde "Yürüyüşemi çıkarsın, kahvaltıya mı gidersin yoksa oturur yazılarını mı yazarsın bilmiyorum ama lütfen sessiz ol” cümleleriyle yer değiştiriyor. Tatildesiniz ve evde değil bir otel odasındaysanız ses çıkarmamak da mümkün olmadığına göre bu "sessiz ol" cümlesinin gerçek karşılığı "toz ol" oluyor. Anlayacağınız yıllar geçtikçe bizlerde eskidikçe artık bu erkek milleti için uykusuzluğa katlanmak zor geliyor =)))))

 

 

Ayvalıkta sabahleyin gözümü açtığımda saatin henüz 06:30 olduğunu gördüğümde anlayışlı bir eş olarak! hiç ses yapmadan usulca sırt çantamı alıp çıktım odadan. Yazın bu en sıcak günlerinde sokaklarda gezmek için daha iyi bir vakit olabilir mi?

 

 

Ayvalık zeytin kokuyor , imbatla gelen deniz, bir de yosun kokuyor..Evleri, kiliseleri, camileri sokakları ile bir de tarih ve kültür kokuyor.  

Henüz canlanmamış sahilde gezmek ayrı bir keyif. Elimde bir not. "Ayvalık sokaklarında gezmek istiyorsan Adidas mağazasının oradan yukarı doğru yürüyün” Bende bu tavsiyeye uyarak sahil bandında yürüyüş yapıp sokaklara vuruyorum kendimi.

 

Sokaklar sessiz. Sabahın serinliği de eklenince nefis bir yürüyüş oldu benim için. Ayvalığa özgü eski Rum mahallelerinin arasında elimde fotoğraf makinası günün ilk ışıklarını karşılayan, geçmişi yaşatan evlerin damları, pencereleri arasında dolaştım durdum.. Arnavut kaldırımlı sokaklar, birbirine yakın bitişik nizam, sırtsırta vermişler, birbirinden uçuk tatlı renklerde boyanmış evler. Karşıma çıkan minik bakkaldan, yaşlı amcalardan alışveriş yapmak, sabahın ilk muhabbetlerini onlarla karşılamak ayrı bir tat veriyor insana.

 

Büyülenmiş gibi önüme çıkan büyük camiye bakıyorum. Bizim cami mimarilerine hiç benzemiyor. “Kesin kiliseden dönüşmüş bu” fikrimin doğru olduğunda cami önünde sabah muhabbeti yapanlardan öğreniyorum. Çınarlı camisi bir zamanlar Agios Yorgios Kilisesi imiş. Buyur ediyorlar beni. “Gel bir sabah çayı içiver.” İki muhabbetin belini kırıyoruz tatlı serinlikte elimizde çaylar. Çanakkale’den geldim deyince bir tanesi atlıyor. “Ne güzel memlekettir orası. Hele o şehitlikler yokmu”. Evet diyorum gerçekten güzel şehir. Ayvalığı anlatıyorlar eski hallerini. Cunda'ya bağlanan köprüyü. 60’lı yıllarda yapılmış. O zamana kadar kayıklarla gidilirmiş. Alibey ismini alması da savaş zamanında burada direnişçilerden birinin adından dolayı imiş. Ama hala Cunda diyorlar alışamamışlar Alibey demeye. Yaşlılar daha bir farklı muhabbette. Askerlik anılarını anlatıyor yıllar öncesine ait. O zamanlar askerlik şimdiki gibi değil. İki yıl yaptım diyor askerliği. Hey gidi günler. Yol gösteriyorlar bana. “Camiden sağa dön. O yolu izle. Eski kileseye gider orası.”

 

Çay için teşekkür edip yollara düşüyorum yine. Bir bina buluyorum eski olduğu belli.. Ama yıkıntı halinde moralim bozuluyor yine. Umarım bu Ayazma kilisesi değildir diyorum. Yine küçük bir bakkal yine aynı muhabbet. Evet doğru bu yıkıntı o kilise. Bir zamanlar içinde kutsal su bulunduğu için Ayazma deniliyormuş. Kullanılmayan kiliseler ne yazık ki zamana yenik düşüyorlar her ne kadar acımasızlığa karşı direnmeye çalışsalarda.

 

En tepeye kadar çıkıyorum. Dönüş yolunda başka sokaklara vuruyorum kendimi. Eminim her yol beni sahile indirir. Daracık yollar pek bir hoşuma gidiyor. Kapı önünde oturmuş bir teyze bana ev yapımı ekmek ikram ediyor. “Su yolunu izle” diyor. "O seni sahile götürür" Arnavut kaldırımlarının arasındaki yağmur sularının akması için verilen meyili o zaman farkediyorum.

 

Yine bir cami çıkıyor karşıma. Hayrettin Paşa Cami ise bir zamanlar öksüzler için yaptırılan Kato Panaya.

Bir kaldırımda oturup karşımdaki evin kapısını seyrediyorum. Üzerindeki rakam dikkatimi çekiyor. 1892. Bu bina bunca yıldır ayaktaydı. Bu duvarlar neler gördü kimler yaslandı bunca yıldır. Bu kapıyı kaç kişi çaldı acaba? Pencereden kim geldi diye bakan genç kızları görüyorum sanki. Yada yaşlı bir teyze oturmuş sedirine pencereden dışarıyı seyrediyor. Bu daracık sokakta birbirinden kuvvet alırcasına dikilmiş evlerin önünde, dar sokak aralarında ne muhabbetler yapılmıştır bunca yıl...

 

Rastgele seçtiğim yollarda yürürken kendimi bir anda kaldığım pansiyonun önünde buluveriyorum. Demek ki direk yukarı çıksam aynı yerlere varacakmışım. Saate baktığımda henüz 10 olduğunu görüyorum. Sıcaklar basmadan Ayvalık sokaklarını gezmişim.

 

Ayvalık deyince akla gelen ilk şey Ayvalık tostu sanırım. Sabah 10:00 kadar uyuyarak tatil uykusunu almış ama çok şey kaçırmış eşimle sabah kahvaltısı için sahil gazinolarından birini seçtiğimiz yerde meşhur tostu yerken (bu arada Çanakkalede de Ayvalık tostunu gayet güzel yaptıklarını fark ediyorum. Pek fark yok) gün içi planlarını yapıyoruz. Ne yapsak Sarımsaklı plajınamı gitsek yoksa patrica koyuna mı derken tekne turlarını farkediyoruz. Yol üzerinde tekne turlarını inceliyoruz güzargahları hoşumuza gidiyor.

 

Tekneler saat 11’de denize açılıyor. Hemen birine atlıyoruz. En büyük tekneyi seçtik kendimize. Adaların çoğu ıssız. Sessizce önlerinden geçerken seyrediyoruz. Sadece teknenin denizi yaran sesi, esen rüzgar ve huzur.

 

Siz hiç martıları ellerinizle beslediniz mi.. Ben besledim..Elimi tekneden havaya uzattığımda martılar ekmeği elimden kapıyorlar. Müthiş bir duygu.

 
Tekne 3 kattan oluşuyor. Alt katta sessizce etrafını seyrederken bir üst katta eğlence ve animasyon gösterileri tam gaz devam ediyor. Eğlenmek, oynamak, müzik ve dans isteyenler üst kata çıkıyorlar. Güneşlenmek isteyenlerde terasa. Arada bir kısa süreler için üst kata çıkıyoruz ama eğlenceyi değil sakin bir şekilde tekne turunu yaşamayı tercih ediyorum daha ziyade.

 

 

Masayı bizimle paylaşan Necla abla ile muhabbet ediyoruz. Alem kadındı. Yanlışlıkla "karnım acıktı" gibi bir laf ağzımdan çıktığı için balık dağıtılmaya başlandığı zaman Necla abla vurgulu bir şekilde “oğlum.. oğlummmmm” sözüyle güne damgasını vurdu. Sırayla dağıtılmasını beklemeyip bize balık istedi. Ardından daha tabağım bitmeden yine “oğlum.. oğlummmmm” ek yaparmısın dedi. "Yok Necla abla bir tabak yeter, doydum" dememi dinlemeden ikinci tabağı doldurttu. “oğlum.. oğlummmm. Salata da getir.” Ne söylediysem olmadı. Sonuçta fotoğrafta gördüğünüz 3. tabak balığım. Ve ben hepsini yemek zorunda kaldım. Gerçi son tabağın yarısını martılarla paylaştım ama olsun.

 

Tekneler gezinti sırasında 3 koyda yüzme molası veriyor. İkinci molada balık, salata ve ekmekden oluşan menü ikram ediliyor. Baştan söyleyeyim balık sınırsız yani siz doyana kadar. İlk dağıtımın ardından ellerinde balık tepsileri ek yapmak için dolaşıyor çocuklar. Yaklaşık 1,5 saat sonrada karpuz ikramı var. Karpuz ikramını görür görmez Necla ablanın “oğlum... oğlummmm” diye seslenmesiyle bir kahkaha patlatıp günün sözü ilan ettik. Annemi hiç aratmadı valla sağolsun elleriyle besleyecekti neredeyse beni. Artık bütün gün başka bir şey yiyemediğimi tahmin edersiniz.

Dip Not:  Tekne gezintisi sabah 11 de başlayıp akşam 18.00 a kadar sürüyor. Cunda adasında 1 saatlik serbest gezinti molası var. Biz daha önce gezdiğimiz için Taş kahvede çay keyfi yapmayı tercih ettik. Gezinti yemek dahil kişi başı 15 Ytl. Bana çok ucuz geldi.  


Tekneden iner inmez hemen arabamıza atlayıp böylesi güzel bir günü sonlandırmak için yapılacak en iyi şeyi yapmaya koştuk. Şeytan sofrasında gün batımı izlemeye. Yol üzerinde bir kaya dikkatimi çekiyor. Gelin kayası... Taşın şekline dikkat ederseniz hüzünle ağlayan gelinin hala aynı acıyla kıvrandığını hissedersiniz diyeceğim ama palavra. Yolda tabelada Gelin kayası yazıyordu ama kayayı bulamadık. Kesin etrafı kafesle çevrili bir yer olmalı. Belki yoldan içeridedir ama gün batımını kaçırmayalım istedik. En yakında bu kayayı gelin kayası yaptım bende. Tutturabildiğime =)))


 

Şeytan sofrasında eşsiz manzaranın güzelliğinin yanında şeytanın ayak izi olduğu iddia edilen büyük bir iz var. Yanında da adak ağacı. Rivayete göre Kaz dağlarında huzursuzluk çıkaran şeytan doğa tanrıçası tarafından kovulur. Bunun üzerine şeytan bir adımını Midilli adasına bir ayağını da tam bu noktaya basa basa gider. İşte bu iz o adımın izidir. Ama adak ağacını anlamadım. Şeytanın ayak izinin yanında ne gibi adaklar adanabilir??

 
  

Ayvalık adaları mavi bir buğu gibi denize salınıyor... Bu ne güzellik. Bütün gün arasından geçtiğim adalar olduğu gibi ayaklarımın altında. Eşsiz manzara eşliğinde adaların muhabbetini yapıyoruz. Hemen altımızda Tımarhane adası.. Bundan yıllar evvelinde Rumların zamanında akşamları içip içip sarhoş olanları ayılsınlar diye bu adaya getirir bırakırlarmış. Islık gibi rüzgarı varmış.. Sabaha kadar anca kendine gelen sarhoşlar sabahleyin yürüye yürüye dönerlermiş. Kendine gelemeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

 

Sağ tarafımızda da tavşan adası. İki kaya parçası sanki özellikle yapılmış gibi yanyana dikilmiş. Tıpkı bir tavşanın kulakları gibi.

   

Ve gün batıyor buralarda.. Bizim gibi yüzlerce insan aynı manzarayı izliyor. Adaların üzerinden güneşin batışı ayrı bir güzellik. Onlarca rengin aynı anda gökyüzünde ahenkle dansını seyrediyorum. Herkeste bir sessizlik... Sadece güneşin arkasında bıraktığı izlerle ufukta kayboluşu ve bir başka yerde doğduğu duygusu var.. Yaşam gibi. Yaşamda bir an gibi. Bir günün bitişi yeni bir sayfanın açıldığına işaret ediyor bize.. Bilmiyoruz..yarın kimbilir neler getirecek...




  Yorumlar (15)
RSS yorumları
 1 Çok üzüldüm.
Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 16-08-2008 01:43
Evet üzüldüm.O sanat harikası şaheser KİLİSENİN camiye dönüştürülmesine,o güzelim evleri yapan ince ruhlu Rum vatandaşlarımızın kendi yurtlarından kovulmasına ne yazık ki üzülmekten başka bir şey gelmiyor elimden.Siz beni anlarsınız Elmas Hanım....
 2 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 16-08-2008 08:49
Rum mimari yapıları hayranı Kemal Tahir tam da senden beklediğim cümle. Anladım ben seni anladım. Ama sen bir türlü anlamadın =)) Pazartesi gündemi belli oldu
 3 Yazan Ahhh çok güzel, 16-08-2008 09:25
Adidas mağazasına göre buluyorum ben de her yeri bu güzel şehirde. Orada hemen bir kahve var orada kahvaltı yapıyorum. Sonra günün gerisi geliyor zaten. Beni tekrar buralarda gezdirdiniz . Çok teşekkür ederim. Kiliselerin cami camilerinse kilise yapılmasına ben de karşıyım. Ancak çürümeye bırakılacaksa güzel bir şekilde müze yapılması ya da Cunda'daki gibi güzelce zaman geçirilebilecek bir kütüphane yapılması çok iyi olur.  
 
Hayalim Ayvalık ancak aradığım tarzda evler 200 bin ytlden başlıyormuş. :) Sadece hayal. Görüşmek dileğiyle. Bu sayfa benim favorim. Teşekkürler. 
 
Bu arada Antalya 45 dereceyken Ayvalık 30 dereceydi bu yaz. Ben hayallere dalayım yine...
 4 Yazan Kaan, 16-08-2008 10:20
Kemal TAHİR beyin yazdıklarını siz anlamış olabilirsiniz ama ben anlamadım açıkçası ne demek istediğini. Konuya açıklık getirirseniz sevinirim, yoksa şu haliyle o cümlelerden anladığım şekilde cevap yazmak istemem.
 5 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 16-08-2008 11:08
Burbur Ayvalık gezisi öncesi bana göndermiş olduğun ön bilgiler çok işime yaradı. Teşekkürler. Gerçekten söylediğin kadar varmış. Hayaller birgün ulaşılmak içindir. Hayal ettiğin müddetçe birgün gerçekleştireceğine eminim ben.  
 
İyi hayaller sana =))
 6 Yazan Ebru website, 16-08-2008 11:48
Offfff yine çok güzel yerler cümleleri eşiliğinde okudum. Sayfana baktıkça çok fazla hayal biriktirmiş olduğunu anlıyorum. Hep senin yüzünden hayalin ne dediklerinde verecek çok yanıt var :p Umarım....umarım.
 7 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 16-08-2008 15:28
Kedilerden bahsetmemişsiniz.::)
 8 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 16-08-2008 18:46
Ayvalığın "kedisi, delisi, ölüsü" derler. Doğru söylüyorsun Burbur. Bahsetmediğim o kadar çok şey var ki aslında. Her yerin kedi dolu olduğu gibi. Bir evin kapısının önünde tam 10 tabak sıralanmış kediler için ve içi yemek dolu. Bir kaç kere rastlamıştım bu görüntüye.  
 
Ebru benimde hayalim var. Oda yok olmadan Hasankeyf'e gidebilmek. İnadına birşeyler çıkıyor inadına olmuyor. Ama olacak. Eninde sonunda olacak.
 9 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 16-08-2008 21:40
Harika bir yermiş bence Ayvalık. İlk defa bu kadar ayrıntılı resimlerini görüyorum böyle güzel bir anlatımını okuyorum. Ellerine sağlık. 
 
Yanlız nedense yazıda en çok dikkatimi çeken yemek faslı oldu... :zzz :zzz :zzz
 10 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 17-08-2008 14:19
Pes yani Türkü. Farketmezsen olmaz sanki=)) Bir oturuşta 3 tabak balık 3 tabak salata yedim. Resmen çatlayacağımı hissettim. Öğlen 1 de yediğim yemek beni ertesi gün öğle saatine kadar idare etti.
 11 Yazan Ebru website, 17-08-2008 23:08
Etsin ama değil mi Elmas :p Ben o kadar yemeği sanırım 1 haftada yiyebiliyorum :p
 12 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 17-08-2008 23:26
O yüzdende en ufak rüzgarda uçacak kadar hafifsin. Hem valla benim suçum yok. Bende yemem bu kadar ama Necla abla tıktı hep ağzıma.
 13 Yazan Ebru website, 18-08-2008 09:32
Necla Abla ve sen benimle yaşayın lütfennnnnnnn :cry
 14 Yazan Bu e-posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır website, 18-08-2008 17:52
ilahi Ebru=))))))))
 15 Yazan hakan, 12-10-2008 11:31
:p

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressLoad Image from WebBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
Sonraki >