İçeriğe geçin

06-GÜNEYDOĞU ANADOLU

Yüreğimdeki sevgiye özlem karıştı sonrasında.. Ne zaman “doğu” deseler, “ne çok özledim” diyorum şimdi. Aramızda geçenleri paylaşınca siz de anlayacaksınız bu bölgenin vazgeçilmezliğini..

perre

Perre Antik Şehri (Pirin Mağaraları)

Adıyaman isminin nereden geldiğine dair bir rivayet vardır. Yediyaman diye anılan bölge halk arasında değişikliğe uğratılmış ve zaman içinde Adıyaman denilmiş. Kimdir bu Yediyamanlar derseniz, onlar yedi tane kardeş. Yani bir zamanlar Perre denilen bu bölgede yaşayan  ve putlara tapan bir babayla yedi oğlunun hikayesinin kahramanları. Fakat bu yedi kardeş o dönemlerde yaygın olan putperestlikten, yayılmaya başlayan Hz.İsa’nın tek tanrılı dinini benimsemişler. Bu yedi kardeş babalarının ava çıktığı bir gün evlerinde bulunan bütün putları kırmışlar.
Devamını Oku

FacebookTwitterGoogle+PinterestTumblrWhatsAppLinkedInStumbleUponRedditPaylaş
karakus

Kommagene Krallığının İzinde…

Nemrut Dağında güneşin doğumunu seyredip dev heykellere veda edip inişe geçtiğimizde, şöför arkadaş bizi gezinin ikinci bölümü olan Kommengene Krallığından günümüze kalan diğer eserleri göstermek üzere gezdirmeye başladı. Dağların arasında geldiğimiz yol haricinde başka bir yol tutturup ilerledik. Sürekli bir zamanlar buralar sedir ağacı ormanlarıymış deyip deyip durdum. Zaman burada neyi değiştirdi? Su kaynaklarını doğa mı kuruttu, yoksa biz insanlar bazı şeylerin değerini bilmeyip bu değişime göz mü yumduk?
Devamını Oku

nemrud

Nemrut Dağı’na Özlemle…

Yol gider Elmas gider yol biter Elmas hala gider.. Adıyaman gezintimiz maceralı başladı. Diyarbakır’da hatta öncesinde Mardin’de başlayan arabadan tek tük gelen ‘sanki küçük bir tel bir yere sürtüyor sesi’ Diyarbakır’da iyice çoğalınca ne olur ne olmaz bir tamirciye gösterelim dedik. Nemrut dağına çıkma arzusunda olduğumuzdan Kahta’da konaklamayı planlıyoruz bu yüzdende Kahta’da bulduğumuz ilk tamircinin bize “Bizde parça yok Adıyaman’a gidin, hem de acil. Her an yolda kalabilirsiniz”  sözleriyle planları değiştirip Adıyamana doğru yola çıktık.

Devamını Oku

diyarbakir

Diyarbakır

“Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin,” diyor Necip Fasıl. Gidiyoruz biz de durmaksızın. Gönül yeter ki istesin gidilecek yol bitmez. Göz yeter ki görmek istesin görülecek yer bitmez…” Bizim de gönül gözümüz görmek istiyor bizimde yollarımız hiç bitmek bilmiyor. İstemiyoruz zaten bitsin bu yollar. Her ilerleyişimizde her geçtiğimiz kilometrede ayrı bir heyecan ayrı bir güzellik görüyor ruhumuz. Biz sevdalıyız bu yollara, o yollar ki bizi ne diyarlara, ne topraklara götürdü. Kimi vakit yüksek dağlar arasında giderken, yemyeşil bir göl karşıladı bizi, şelaleler çağladı, kanyonlar aştık da ilerledik..

Devamını Oku

Hasankeyf Efsaneleri

HASAN KEYF İSMİNE DAİR EFSANE

Zamanın birinde Hasankeyf çevresini haraca bağlayan, adamları ile birlikte yolları kesip halkı soyan Hasan isminde bir eşkıya varmış. Bu adam sonunda yakalanmış ve Hasankeyf Kalesi’nde zindana atılarak hapsedilmiş. Bir süre sonra da idama mahkum edilen Hasan, cezasının infazı için Kaledeki meydanda kurulan dar ağacına getirilmiştir. Ancak, idamdan önce son dileği sorulurken Hasan, görevlilerden bir küheylan getirmelerini istemiş, ata binip meydanın bir ucundan diğer ucuna bir cirit oyunu oynamayı arzuladığını ifade etmiştir. Dileği yerine getirilir, Hasan ata biner ve son hızla Hasankeyf Kalesi’nden 200 metre aşağıdaki Dicle Nehri’ne atlar. bu atlayıştan sonra at ölür ancak Hasan, karşı sahile kadar yüzerek kurtulur. Bu esnada meydanda toplanmış bulunan halk, Hasan’ın bu atlayışına karşı hep bir ağızdan “Hasan Keyfe (Hasan neden yaptın!)” nidasında bulunarak olay karşısında üzüntülerini dile getirirler. Hasankeyf isminin bu olaydan dolayı bu yöreye verildiği anlatılmaktadır.

İKİ YOLLU MİNARE EFSANESİ 
 
Sultan Süleyman bin Turan Şah Eyyubi’nin hükümdarlığı döneminde yapılan Sultan Süleyman Camii minaresi, daha inşaat halinde iken usta ile kalfa arasında inşaat tekniği açısından bir anlaşmazlık çıkar. Minarenin henüz dikdörtgen kaidesi yapılmakta iken usta ile kalfa arasında başlayan bu tatlı çekişme, kalfanın usta tarafından kovulmasıyla son bulur. Bu olay kalfanın çok zoruna gider. Ancak buna karşılık vermek için Dicle Nehrine hakim kayalıklar üzerinde bulunan El Rızk Camiinin minaresini yapmayı üstlenir.Kalfanın buradaki amacı, ustasının yapmakta olduğu minareden daha güzel bir minare yapmaktır. Nitekim öylede olur.Usta ile kalfa minarelerini birlikte yapmaya başlarlar. 

Her iki minare de yükseldikçe, ihtişamları da belirğinleşmeye başlar. Ancak kalfa, yapmakta olduğu minarede herkesten saklı tuttuğu bir ayrıntıyı özenle korumaktadır. Minareler, ilk bakışta dış görünüş itibariyle birbirine benzemektedir. Ancak halk, zarafet ve estetik açısından minareleri karşılaştırınca, kalfanın yapmakta olduğu minarede daha güzel ve göze hoş gelen desenler bulmaktadır. Zaman ilerledikçe, her iki minarenin inşaatı da hızlanmaktadır. Bir süre sonra minareler birlikte tamamlanır. Usta yaptığı minarenin açılışını, başta Melik olmak üzere kentin ileri gelenlerinin iştirakiyle gayet şatafatlı ve görkemli bir törenle açar. Kalfa ise yaptığı minarede sır gibi sakladığı bir inşaat tekniğini yalnız ustasının görmesini istemektedir. 

Bu nedenle minarenin açılışını yapmadan önce, ustasına karşı duyduğu saygıyı ön planda tutarak ve mütevazi bir tavırla ustayı açılışa davet eder ve minarenin açılışını ona yaptırır. Minarenin açılışından sonra usta, minarenin merdivenlerini kontrol etmek ve rahat olup olmadığını anlamak için minarenin tepesine çıkar. Birde ne görsün, kalfada minarenin tepesinde kendisini beklemektedir. Bu durumu hayretle karşılayan usta, kalfaya “ buraya nasıl çıktığını” sorar. Kalfa da her zaman olduğu gibi tevazuyu elden bırakmadan ustasına “ şu yan tarafta bulunan ikinci yoldan çıktım” der. Bunun üzerine usta, şöyle bir yan tarafına bakar ki birde ne görsün minarede çift yol yapılmış. Üstelik bu yollardan çıkan ve inen birbirlerini görmeyecek şekilde bir inşaat tekniği kullanılmış. Oysaki kendisinin yaptığı minarede böyle bir teknik kullanılmamış ve yalnızca minaresinde bir yol vardır. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran usta, kalfasının bu şahane eserini takdir edeceği yerde gururuna yenik düşerek geçirdiği bunalım sonucu minarenin tepesinden aşağıya atlamış ve intihar etmiştir. Bu nedenle, Hasankeyf’te bulunan minareler, işte böyle tatlı ancak sonu dramatik olan bir rekabet anlayışı içinde yapıldığı için üstün bir inşaat tekniğine ve üstün bir sanat değerine sahiptir.

http://hasankeyf.itgo.com adresinden alınmıştır.

 

HASANKEYF’İN HÜZNÜ

Yumurtadan çıkıp kanatlanan küçük beyaz bir güvercin Hasankeyf’in üzerinde uçmaya başlamış; bir kereyle yetinmeyip durmadan uçmuş. Herkes yavru güvercini şaşkınlıkla izlerken hain bir avcının fırlattığı ok onun cansız bedenini Dicle’nin serin sularına ulaştırmış. Rivayete göre güvercin ağlamış, vücudundan çıkan kanlar ise günlerce Dicle’nin kızıl akmasına sebep olmuş. O gün bugündür Hasankeyf için hüzün ve acı başlamış derler.

hasankeyf

Diclenin Kıyılarında… Hasankeyf Gezintisi

 Daha önce burada bahsetmiştim. Benim Güneydoğu Anadolu turuna çıkmamın en önemli sebebi Hasankeyf’in Ilıca barajı nedeniyle Dicle suları altında kalacak olması. Turumuz devam ederken Batman’a bağlı bu güzel beldeye yapılan yolculuğun bana ne kadar heyecan verdiğini tahmin bile edemezsiniz. Yolculuk esnasında taşlık, çorak manzaralar gözümüze çarparken ara ara yeşillenen arazi arasında ilerliyoruz.. Şu Güneydoğuda beni kendisine hayran bırakan Türkiyenin en gelişmiş batı bölgelerine bile henüz ulaşamamış yüzyılın projesi duble yollar Hasankeyf tarafına  gelememiş, tek şeritli yollardan tıngır mıngır  geçerek ilerliyoruz.  Devamını Oku

midyat

Taşın Yaşam Verdiği Kent; Midyat

Mardin’e kadar gelip de Midyat’ı görmeden olmazdı. İyi ki de gelmişim iyi ki de görmüşüm dedim küçük gezintimizin sonunda. Kimdi bana Mardin’i gezdikten sonra orayı görmeye gerek yok diyen. Bakış açısı farklılığı sanırım bu. Yanyana insanları sıralasak ve önlerine bakmalarını istediğimiz bir cisim koysak ve sonra sırayla ne gördüklerini sorsak hepsi birbirinden farklı yanıtlar verirlermiş. Çünkü herkes hayata farklı bir pencereden bakarmış . Ve ne görmek istiyorlarsa genelde de onu görmeye çalışırmış. Sanırım bu yüzden eleştirmemek lazım kimseyi. Eminim ki aynı şey benim içinde, belki yazdığım yazılar içinde oluyordur.
Devamını Oku

mardin

Mardin

Yola koyulalım mı yeniden, bu kez istikamet rüyalarımın kenti Mardin olsun mu.. Yeni Mardin kentinden geçip eski Mardin sokaklarına doğru yol alalım hep beraber. Tırmandıkça manzaradan gözümüzü alamayalım. Mardin taştan yapılmış bir kartal yuvası gibi ovaya hakim bir tepenin üzerine kurulmuş bize kucak açsın…  Mezopatamyadayım işte. Çok büyük bir ova ve yeşil, sarı, kahverengiden binlerce halı ile kaplanmış  bu ova. Mükemmel ötesi..  Bu kadar mı yakışır bu renkler bu ovaya. Bu kadar mı okşar insanın gözünü..

Devamını Oku

harran

Harran

Kenara.. kenara!” diye bağıran hoyrat sesin geldiği yöne dönüp bakıyorum. Ardı sıra dizilmiş bir deve kervanı. Salına salına ilerleyen heybeleriyüklü develerin üzerindekiler de yorgun ve develerin ritmine uymuş sallanıyorlar. Ben kervana hayranlıkla bakarken, orta sıralarda genç ve alımlı bir kız bana gülümsüyor. Yerli mi, yabancı mı bilmiyorum. Usulen başımı öne eğip selamını alıyorum. Selamım karşılıksız kalmıyor. Kız uzanıp heybesinden bir şey çıkarıyor ve bana uzatıyor. 

Devamını Oku

urfa

Şanlıurfa

Batıda “sıcak” kelimesinin anlamını yetirdiği yerde bir akşam üstü Peygamberler şehri Şanlıurfa’ya doğru yol alıyoruz.  Gaziantep’e girerken yaşadığım şaşkınlığın etkisiyle olsa gerek bu sefer karşılaşacağım şeylere kendimi hazırlıklı hissediyorum. Modern ve çok katlı binaların arasından şehre giriş yaparken yine dayanamayıp “ah! evet burası da gayet güzel ve büyük bir şehir” diye mırıldanıyorum. Güneydoğu denilince nedense kendimi elli yıl öncesinde hissedeceğim bir şehir karmaşasına gireceğimi hayal ettiğimden hep bu beklentiyle bakınıyorum etrafıma. Devamını Oku