İçeriğe geçin

Çetin Maket Köy

Bir ara Elmas cüceler ülkesine ziyarete gitti. Şans eseri yolunun üzerinde geçerken keşfetti bu güzelliği. Orada minik mi minik, şirin mi şirin köylülerle tanıştı. Avucunun içine almak istedi uzun eşek, çomak oynayan çocukları, sokakta koşan köpeği, otlayan inekleri..  Bu köyde insanlar hala 1950’lerde yaşıyor. Evleri kerpiçten, sokak oyunları hala yöresel. Bu köydeki çocuklar interneti tanımıyorlar, televizyon hala girmemiş evlere, ahali hala kahvelerde toplanıyor… Biz ise bu cüceler ülkesine uğramış bir dev olarak gülümseyerek izliyoruz, onlara bakıp geçmişi yad ederekten…

Selçuktan çıkıp Kuşadasına doğru yola çıkıyoruz. İnternette Kuşadasına döndüğümüz kavşağa Pamucak-Seferhisar-Kuşadası kavşağı deniyormuş. İşte o kavşaktan dönünce sanırım bir kaç yüz metre sonra dikkatle sağ tarafa bakın. Kesin fark edeceksiniz. Yol kenarında “Maket köy” tabelasını görüp de hele ki Ceren yanımdayken girmemem söz konusu değil. İyi ki girmişiz iyi ki bir bakalım demişiz.

Maket köye girer girmez sol tarafta küçük esnaf dükkanları karşılıyor bizi. Gerçek boyutlarda Demirci Mehmet efendiyi, Bakkal Ahmeti, Ayakkabıcı Yusuf’u, Kalaycı Ali’yi, Semerci Teyfik Amca’yı, yufka açan kadını görür görmez Ceren’e sesleniyorum.

Gel bak bakayım sen bunları bilir misin?”

Bilmez tabi ki çoğunu nereden bilecek şehirli apartman çocuğu. Semerci nedir onu bile bilmiyor. Her biri dükkanların pencerelerine yaklaştığın anda hareket etmeye başlıyor. İşlerini nasıl yaptığını görüyorsun. Kilim dokuyan kadının dokuma tezgahına vuruşu, ayakkabıcının çivi çakışı…


Nalbant Bekir Ustanın İbrahim


Semerci Teyfik

Dükkanlardan birinde dönen semazeni görünce şaşırdım. Hepsini anladım da Semazen neden vardı?

Meğer emekli öğretmen Ayhan Çetin ve eşi Nazmiye Hanım Konyanın Akviran köyündenmişler. Ayhan bey yaşadığı köyü, Anadolu kültürünü hiç unutmamış ve bu köyde onu yaşatmaya çalışmış. Bu köye can vermiş. 1950’li yılların Akviran köyünü Konyasını yaşatmaya çalışıp da semazenler olmadan olur mu? Olmaz tabiki. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz. Bütün bu Nalbant İbrahim, Kalaycı Ali, Demirci Mehmet hepsi hayal ürünü değil gerçek insanlarmış. Ayhan bey her birini tanıyor, belki kimi rahmetli oldu kimi hala hayatta ama anılarında ki bütün köylüyü yaşatmış eserlerinde..

Maket köy  bu dükkanlardan oluşuyor sanırken daha büyük bir bölüme girince şaşkınlığa uğradım. Burada ince uzun At nalı şeklinde bir tezgah gibi hazırlanmış küçük dünyayı görünce içimde kelebekler uçuşuyor. Tek kelime ile muhteşem. Minyatür ama devasa bir köy var önümde. Hem de öyle böyle değil. Küçük küçük adamlar, evlerle dolu. Her ayrıntısı düşünülmüş… Bir köyde görebileceğimiz herşey, eski köy yaşamı hakkında duyduğumuz her anı yaşatmış Ayhan bey…Keşke her birini tek tek fotoğraflayıp gösterebilme imkanım olsaydı.

O minyatür köy evleri ne kadar güzeller öyle… Hele damında tarhana kurutan kadınlara bayıldım. Köy meydanından, uzun eşek oynayan çocuklara, uçurtma uçurmaktan, çember çevirme oyunlarına, kahvede toplanmış köylülere, damat tıraşını olan delikanlıdan, kız kaçırmaya, asker uğurlamadan, tarlasını süren köylüye kadar bir köyde gündelik yaşam neyse onu hissediyoruz. Köyün yaylası, harman yeri, otlayan inekler, koyun sürüleri, sağılan inekler… hiç biri unutulmamış. Her bir sahnenin önünde durup en ince ayrıntısına kadar iğne oyası gibi özenle işlenmiş bu yaşamı geçmişe özlemle seyrediyoruz. Hepsi öyle güzel ki. Bu ne ince bir işcilik bu ne güzel bir özendir.

Sadece bu kadarla da kalmamış Ayhan bey. Aralara serpiştirilmiş Nasreddin hoca fıkralarının canlandırılmasına bayıldım. Kurtuluş savaşının cephe canlandırılması ise bizi savaş zamanına geri götürdü. Sadece bir bölümde yer alan taş devri dönemini gösteren mağara adamları görsel bir şölen olsa da bu köy konseptinde ters geldi bana. Ayhan bey bu bölümü ayrı bir bir yerde sunabilse çok daha hoş olurdu bence. Ah bu kadar büyük bir emeğe, ince işciliğe eleştiri getirmiş olmayayım. Bu saygısızlığı yapamam. Sadece bir fikir benim ki.

Bir bakıp çıkalım dediğimiz yerde bir kaç saatimizi harcadık. Çocukluğumuzda oynadığımız oyunları çoğu zaman sohbetlerde eski anılar olarak hatırlıyoruz. Maket köydeki çocuk oyunlarını gördükten sonra Cerenin çıkışta satılan topaçlardan almak istemesi bu eski oyunla tanışmak istemesi pek bir keyifliydi. Ben küçükken bile çok fazla görmediğim bu oyunu Cerenin elinde görmek kim çevirecek tartışması yapmak pek bir mutlu etti beni. Türküler eşliğinde küçük bir çay molasının ardından biz yolumuza devam ediyoruz. Yeni hedefler görülmesi gereken yerler var.

Yolculuklara çıktığınızda sağınıza solunuza dikkatli bakın. Ne zaman neyle, ne cevherlerle, kimlerle karşılaşacağımız hiç belli olmaz…

FacebookTwitterGoogle+PinterestTumblrWhatsAppLinkedInStumbleUponRedditPaylaş

Çetin Maket Köy” üzerine 1 yorum

  1. Azra Karin dedi ki:

    Çok isteyip göremediğim bir yerdi sayende biraz olsun merakım azaldı… Ama ille de görülmesi gerek dersin sen şimdi Elmasımmm… Emeklerine sağlık 😉

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir