İçeriğe geçin

Marmara Adası Asmalı Köyü

ImageMarmara adası gezimizin son son durak noktası Asmalı köyü. Biraz uzun bir yazı olacak çünkü anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Nasıl kısaltacağım bilmiyorum. Çünkü bu köyün kardeşim ve benim için ayrı bir değeri var. Bu yüzden ikimizde heyecanlıyız. Öğleye doğru Marmara’dan kalkan minübüslere doluşup Asmalı köyüne doğru yola çıkıyoruz.

 

Yolculuk 40 dk. kadar sürdü. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni yolların virajlı olması. Kendi arabanla gittiğinde 20 dakikada bitiyor. Yolda giderken mümkün mertebe geçtiğimiz yerleri arkadaşlarımıza anlatmaya çalıştık. Koylar, Topağaç, Ayşen Köyü, Küçük ağız, büyük ağız..En sonunda köye varınca ise mutluluk doldu içime. İşte size bir deniz köyü.  

Burası benim annemin doğduğu köy. Yıllarca okullar tatil olur olmaz buraya gelir ve okul açılana kadar kalırdık. O yüzden burasının kardeşim ve bizim için ayrı bir önemi vardır. Vakti zamanında burası bir Rum köyü imiş. Eski ismi Aftoni (Aphthonia), mübadeleden sonra burada çok fazla asma bahçeleri olduğu için ismini Asmalı koymuşlar. Lozan antlaşması mübadelesince Rumlar Yunanistana göç edince adaya özellikle Karadeniz yöresinden (Sürmene) gelenler yerleştirilmiş. Biraz da Girit. Biz Karadenizden gelenlerden oluyoruz.

Tabiki bizimkilerin kitabında şarapçılık ve bağcılık yazmadığı için balıkçılıkla uğraşmışlar. Bütün üzüm bağları sökülmüş ve zeytinliklere çevrilmiş. Köy halkı geçimini balıkçılık ve zeytincilikle sağlar olmuş.

Köy okulun önünde durup şöyle bir etrafıma bakındım.  Okul önü, cami önü gibi yerler her köyde olduğu gibi burada da merkez. Eskiye nazaran gelişmişlik sergilese de yine de o eski havasını hissediyorum ben. O her yanımızı saran eski Rum evlerinin yerini yeni binalar almış. Hadi yeni yapılaşma var önüne geçemiyoruz bari böylesine yazlık köye koca koca binalar dikmeyin. Hiç yakışmıyor. Zaman bu değişimi gerektiriyor mu evet tabiki gerektiriyor bu yenilenmeyi. Aile büyüdükçe yeni yapılaşma ihtiyaç oluyor. Ama en azından köyün dokusuna uygun ve eskiyi korumaya devam eden bir yapılaşma olsun. Eski evlerle başa çıkmak öyle kolay değil. Bir tane bizde de var. Yıkılmak üzere. Ama bakıldı mı çok güzel kendini koruyabiliyor.

İlk olarak teyzemin evine çıkmak için orta mahalleden geçtik. Rum evlerinin arasında kadınlar kapılarının önünde oturmuş gelene geçene bakarlar, ellerinde çekirdek dedikodu yaparlardı =)) köyün güzel taraflarından biridir bu. Bir şey değişmemiş 30 yıldır aynı insanlar kapı önlerinde oturuyorlar.  Zeytin ağaçlarının gölgesinde hiç değişmeyen sakin bir yaşamı var buranın. “Naber Nurten” dedim orta mahallenin yıllanmış genç kızına. Hala yeni birini görünce yüzü gülüyor.

Teyzemin evi de eski bir Rum evi. Şimdilik sapasağlam ayakta. En güzel yanıda tavanları. Üst katta müthiş süslemeli tavanı var. Nasılsa elimin altı dedim fotoğraf çekmeyi akşama bıraktım tabi o güzelliği sergileyemedim. Hele o eskiden kalma sedirler. Tarih kokuyor tarih. Eve gittiğimizde tam bir cümbüş oldu. Diğer teyzemler, teyze oğulları, bizler ve ev ahalisi çocuklarla 21 kişi kadardık. Birileri giriyor birileri çıkıyor, muhabbetler, anılar. Herkes birşeyler anlatıyor anılara gömülüyor. Sarılmalar özlem gidermeler. Hele o sofra kaç kere kuruldu kaç kişi oturdu sırayla bilmiyorum. Aslında hiç kalkmadı demek daha doğru. Ne bereketli sofra oldu öyle. Böyle muhabbete doyulur mu.

Kızlara köyü gezdirmek istedik. Bütün Adada Rum evlerinin ayakta kalmışlarını hatta hala kullanılanlarını en güzel bulabileceğiniz yer burası. Aslında son 7-8 yıla kadar bir çoğu kullanılıyordu. Bu ziyaretimde bu evleri beklenmedik bir terkedilmişlik içinde buldum. Yarı kagir yarı ahşap evler son çırpınışlarını veriyorlar adeta. Ne yazık ki bu köyde diğerleri gibi zamana, betonlaşmaya yenik düşüyor. Direnen birkaç parça evde yok olmak üzere.

Bu evlerin bir çoğunun özelliği Rumların duvarlarına yapmış oldukları resimler. Annem bana anneannemin evinde merdiven duvarlarında resim olduğunu ama sonra kendileri küçükken kapatıldığını söylemişti. İçlerinde bana en çok etkileyici geleni ise yılanlı yada aslanlı ev olarak bildiğimiz ev. Asırlardır korunan bu tarihi izlemek insanın tüylerini diken diken ediyor. Birkaç yıl öncesine kadar  içinde yaşanan bu ev şimdilerde diğerleri gibi kendi haline bırakılmış.

Bu gördüğünüz resimler evin bütün duvarlarını süslüyor. Fotoğraflarda yılan yok neden yılanlı ev yada aslanlı ev dediğinizi duyar gibiyim. O resimlerin altındaki yılanlı bölüm boyanmış. Öncesinde orada biraz korkunç yılan resimleri varmış. Ama dedim ya birkaç yıl öncesine kadar yaşanılan bir evdi ve evin kızı korktuğu hatta uyuyamadığı için aile tarafından resimlerin üzeri boyanmış. Biraz kazınsa altından çıkacak yine yılan resimleri.

Aslanlı ev denilmesinin nedeni ise eski Rum evlerinin her birinin bir simgesi varmış. Bunlar ailenin mühürüymüş. Evin bir duvarına ve  cumbasına resmedilirmiş. Bu evin ki Aslan. Ben anneannemin evine o kadar baktım göremedim. Bu özelliği de bana Uğur abim anlatmıştı. Keşke daha ayrıntılı not alsaydım o zaman. Daha iyi aktarabilirdim o zaman özelliklerini. Bu evin ise şu haline bakınca çok üzülüyorum. Bakılmayınca bir anda çökmüş resmen ve inanmayacaksınız belki ama, evin bu resimlerin bulunduğu odasının duvarı yok. Yıkılmış. Sokağı olduğu gibi görüyor. Bir daha gittiğimde göremeyebilirim ya da görsem bile bu şekilde içinde gezebileceğimi sanmıyorum.

Köyün içinde daracık sokaklarda dolaşa dolaşa yol aldık. Eskiden zeytinlikleri, bahçeleri ayıran o üstüste taşlar konularak yapılan duvarlar yerlerini modern sıva almış duvarlara çevirmiş. Birkaç yıl öncesinde eski evlerin arasında yeni yapılan evler sırıtırken şimdilerde yeni evlerin arasında eskiler sırıtır olmuş. Ama olsun yine de tamamen bozulmamış. Yine de o eskiye dönük havası var. Yine de insanları aynı. Hala kapı önlerinde oturup sana hoş geldin diyorlar, hala orta mahalle var, hala Asiye teyzem “Huuu kim gelmiş” diye kollarını açmış karşılıyor beni. Bu köyde ne karşılamalar olurdu bilseniz. Önceden posta motorları olurdu Erdekten direk gelen. İstanbuldan da gemi açıkta durur motorlarla gelenleri almaya giderdik. Bütün köy halkı akşam posta saati sahile iner kim geldi diye bakardı. Büyük bir karşılama töreni olurdu yani. Hele o İstanbul yolculurını açıkta tekneye almak ayrı bir cümbüştü.  Gemi sesini ya da posta motoru sesini duyan işini gücünü bırakıp sahile koşardı.

Kışın köyde yaşayan hane sayısı oldukça azalmış durumda. Genelde halk yakın civarlarda ki İstanbul, Balıkesir, Erdek, Bandırma gibi kentlerde kışı geçirip yazın bütün sülale burada toplanıyorlar. Ama dedim ya zeytincilik en büyük geçim kaynağı. Kışa girerken zeytin zamanı hasada hemen hemen bütün köylü, çoluk, çocuk toplanıyor.  O zaman ise köyde yaşam ayrı bir güzellik.

Köyün yukarısında çeşme var tarihi. Rumlardan kalma. Hala gürül gürül akıyor. Hani eski hikayeler vardır ya çeşme başında suya gidilir, özellikle akşamları. (Hani kızlar su taşır erkekler bir tarafta seyreder)   İşte o dönemlerden kalma. Annemler sürekli buradan su taşırlarmış, bende küçüklüğümde ara ara suya gittiğimi hatırlıyorum. Bir de burada halı yıkadığımızı. Herkes halılarını, kilimlerini yayar burada yıkardı. Su kısıtlıydı o dönemlerde birde elektrik. Köy ile ilgili en eski anılarım hep elektrik kesintisine takılıyor. Heralde 25 yıl öncesi falandı. Bir gün elektrik olur bir gün olmazdı. O elektrik olduğu günlerde köyün var olan iki kahvesinde televizyon oynatılırdı. Video koyarlardı bütün köy halkı toplaşır orada seyrederlerdi. Kadınlar kahvenin kenarındaki sokakta bekleşir oradan seyrederlerdi. Elektrik olmadığı günlerde birinin evinde toplanılır muhabbet yapılırdı yada yine kahvelere gidilir lüks ışığında oturulurdu. Bir de sokaklardan korkarak el feneriyle yürüdüğümü hatırlıyorum. Sahile inen o yol ne uzun gelirdi bana. Oysa şimdi iki adımlık bir sokak gibi geliyor.

Kim korkutmuştu beni bilmiyorum ama birisi bana incir ağacının altından geçmememizi yoksa cin çarpacağını söylemişti. Çocuktuk o zamanlarda köyde cin peri hikayeleri anlatılırdı. Bizlerde ne zaman incir ağacı görsek bekler ya başkasının gelmesini bekler, ya da dua ede ede ama planlı bir kaçışla koşardık. İncir ağacının altında oynayan minicik cinler hayal eder bir birimizi korkuturduk. Hala gece incir ağacının altından geçerken aklıma gelir o sözler.  Kimse o bir yakalasam fena yapacağım.

Dolaşa dolaşa rahmetli anneannemin evine doğru yol aldık. Canım anneannem yaşadığı müddetçe bu evde oturduğu için çok iyi durumdaydı. Üç katlı evin en alt katında mutfak ve bizim ambar gibi kullandığımız sofa merdivenle çıktığımız orta katta ise sağlı sollu iki oda ve tuvalet banyo vardı. Yine üst katta büyük hol büyük iki oda var. Orta kat Rumlar tarafından kış odası olarak kullanıldığı için daha düşük tavanlı, üst kat ise yaz odası olarak kullanıldığı için çok yüksek tavanlı olarak yapılmış. Yazın o en sıcaklarında bile serinleten bir havası vardı. Dedem evin sağ tarafını ek olarak yapmış. O zamanlar bozupta mı yapmış yoksa sadece eklemiş mi bilmiyorum ama ahşap Rum tarafı sapasağlam kalmışken sonradan yapılan taraf yılların yıpratmasına çok fazla dayanamamış daha eski gibi görünüyordu. Rumlar öyle bir ev yapmışlar ki biraz bakımla yüzlerce yıl dayanır haldeydi.

Evin dıştan görüntüsü sağlam olsa da evin içine girdiğimizde çok moralim bozuldu. En son geldiğimde o merdivenlerden koşa koşa iniyor bahçede kahvaltı yapıyorduk. 

Anneannem rahmetli olduktan sonra ev içinde yaşanmadığı için iyice yıprandı Vakıf izin vermediği için çivi bile çakamıyoruz. Şimdilerde dayım evi tamamen kaybetmeden yaptırma havasında. Vakıfla anlaşabildi mi, evi kurtarabilecek mi, yoksa yıkılacak mı zamanla göreceğiz.

Kız kardeşim çocukluk arkadaşı ile görüşüp özlem giderip, kapı önünde oturup eski günlerde ki gibi muhabbet ettik. Meltem kız kardeşim ile yaşıt. Bir zamanların bahçede evcilik oynayan çocukları şimdi büyümüşler 30 lu yaşların olgunluğuna gelmişler. Kızkardeşimin ismini komşumuz olan Meltemin annesi koymuş. O zamanlar köyün limanı adanın yatlar için en iyi yeri olduğu için sürekli yat turizmi mevcuttu. Gelen yatlardan birinde güzeller güzeli bir kız varmış. Asiye teyzem çok beğenmiş kızı. Sonra öğrenmişki o senenin dilsizler kraliçesiymiş o güzel. Koşa koşa hamile olan anneme gelip anlatmış ve kızın olursa ismini “Aylin” koy demiş. Böylece annem Asiye teyzemi kırmamış ve kardeşime onun söylediği ismi koymuş.

Sahil boyu tur attık. Liman turunu akşam gün batımına bıraktık. Kilisenin önündeki genelde gençlerin takıldığı çay bahçesinde çay molası verdik. Aslında kiliseyi gezecektim dışarıdan fotoğraflarını da çektim ama sildim mi ne yaptım kayboldu. Olduğu gibi duran kiliseyi zamanında bir doktor satın almıştı. Her yaz gelir burada tatilini yapardı bizde mezarlığa bitişik nasıl uyuyorlar diye merak ederdik. Asmalı köyünde limanın girişinde güzel bir lokanta ve çay bahçesi, yalı dediğimiz köyün içinde de yine ne ararsan bulabileceğin bir büfe/çay bahçesi iki de kahve var. Gençler liman tarafını tercih ederken orta kesim ve üstü Yalıyı tercih ediyorlar.

Kızlar burada da yüzmek isteyince plaja doğru yürüyüş yaptık. Böyle bir köye gelipte aynı zamanda denize sıfır ve nostaljik bir Rum evinde kalayım derseniz köyün denize sıfır bir pansiyonu var. Oda bu Rum evi. Bunun dışında da köyde oda verenler ya da dairesini pansiyona verenler bulunabiliyor.

Asmalı’nın plajı adanın diğer plajılarının tersi tamamen çakıl taşı.  Denizinde kumluk bölümler olsa da plajda yok. Bizler kumların üzerimize yapışmasına sinir olduğumuz için böyle çakıl taşlı plajları çok severiz. Ayrıca yüzlerce değişik taş çeşidi toplamayı da. Cerenin kaplumbağası Kaçak için birkaç tane ayırıp gerisini attım. Ama sonradan pişman oldum. Marmariste bir dükkanda bir kadın taşları çok güzel boyuyordu. Neden daha önce aklıma gelmedi Ceren’le birlikte yapabileceğimiz çok güzel bir etkinlik olurdu.

Akşam muhabbetini limanda yapmaya karar verdik. Liman köyün bütün gençlerinin izlerini taşıyan, yaşanmışlıklarla dolu bir yerdir. Sessiz, sakin bir tatil imkanı sunan köyde çay bahçeleri dışında eğlence mekanı olmadığı için herkes gruplaşır, limanın arkasında büyük taşlara oturur ve muhabbet yapar.

Bu muhabbetler öyle güzel olur ki çoğu zaman sabahın ilk ışıklarıyla evlere dönülür. Gençlerden gitar çalanlar, elinde çekirdeğini çıtlayanlar, şarkı söyleyenler, sessiz film ya da tabu gibi oyunlar oynayanlar, romantik takılanlar.. ne ararsanız var..

Ve gün battı sonunda buralarda da.. Muhabbetimizi yaptık, limandan köyü, yıldızları seyrettik. Kayaların üzerinde esen meltemle birlikte keyif yaptık. Vakit gece yarısına gelirken taksimizi çağırdık dönüş yoluna geçtik. Onlar tatillerine devam etselerde benim üzerimde, ertesi gün yola çıkmanın buruk tadı vardı. Kim bilir bir daha ne zaman geleceğim köyüme.

FacebookTwitterGoogle+PinterestTumblrWhatsAppLinkedInStumbleUponRedditPaylaş

Marmara Adası Asmalı Köyü” üzerine 20 yorum

  1. Burak dedi ki:

    Ben buraya yorum yazmıştım sanırım. Bilmiyorum. Öncelikle bu sayfa çok özel olmuş. Paylaştığınız için teşekkürler. Evin durumuna üzüldüm. Duvarlar hiç boyanmadan nasıl bakım yapılabilir onu da bilmiyorum. Yukarıdaki çekemediğiniz yeri merak ettim ama… Umarım en yakın zamanda yine uğrar fazla ayrı düşmezsiniz köyünüzden.

    Cevapla
  2. selma dedi ki:

    Bende yorum yazmıştım neden çıkmamış.

    Cevapla
  3. Mavi Elmas dedi ki:

    Teknik bir durum sanırım çünkü yorumlar hiç gelmedi. Burak sağol inşallah bende daha sık gitmeye çalışacağım. Yayınlamayı istediğim ama nasılsa çekerim dediğim iki fotoğraf vardı biri teyzemin evinin orjinal oymalarla dolu tavanı diğeri ise köyün rumlardan kalma büyük çeşmesi. Teyzemin evindeyiz nasılsa çekerim dedim ama hava karardı bu arada çekim güzel olmayacaktı. Çeşmeye de ben gittim ama kızlarla yine gideceğiz nasılsa dedim ama onlarla gitmeyince kaldı. Benim ki tembellik oldu biraz.

    Cevapla
  4. Tijen dedi ki:

    Bi kahve içmeye geleydim ben de o eve. Duvar resimleri harika. Ne büyük şans orada yaşamak! Tabii çok da masraflıdır muhtemelen. Bakım ister daima…

    Cevapla
  5. Mavi Elmas dedi ki:

    Eski resimler altında kurulmuş sedir köşeleri elimizde kahve.. Harika birşey olurdu. Ev sahipleri uzun zaman değerlendirmişler bu şansı da artık bu resimleri başıboş bırakmışlar ne yazık ki.

    Cevapla
  6. Ebru dedi ki:

    Böyle resimlere bakınca basamakları çıkarken duyulan ses geliyor kulağıma.

    Cevapla
  7. erva dedi ki:

    bu kadar güzel bir köy olamaz ya bu kadar olamaz hayatta :grin

    Cevapla
  8. AZRA KARİN dedi ki:

    bana diyecek birşey bırakmamışsın sevgili ablacım, asmalının güzelliğini yaşanmışlıklarını öyle güzel anlatmışsınki eskilere gönderiverdin beni bir anda gözlerim dolu dolu okudum ve yaşadım o günleri.. insanıyla, sakinliğiyle, doğasıyla marmara adasının en güzel köyüdür asmalı köyü.. yıllar sonra seninle tekrar orada buluşup vakit geçirmek çok güzeldi ablacım canım benim..

    Cevapla
  9. Uğur ÇAKIR dedi ki:

    Ancak Bu kadar anlatılabilirdi Asmalı. Tebrikler.

    Cevapla
  10. Mavi Elmas dedi ki:

    Teşekkür ederim Uğur. Eğer Asmalıda yazlarını geçirmiş birine beğendirdiysem ne mutlu bana.

    Cevapla
  11. met dedi ki:

    asmalı güzel yer bende saraylarda yasıyorum saraylar daha gelişmiş bir yer asmalı kafa dinlemek dinlenmek için harika bunu yapanın ellerine saglık çok güzel olmuş

    Cevapla
  12. erdeniz uçar dedi ki:

    dünyanın engüzel yerlerinden biri bana göre sevgili kardeşim benim babamda o köyde doğdu baya eskilerdendir suat uçar bende oğlu erdeniz uçar o köyde geçti ufaklık zamanlarım …köyde bizi ii tanır pembe uçarın torunu .. inan çok guzel bir yer anlatılmaz yaşanır her sene oradayım grşmek üzere

    Cevapla
  13. Mavi Elmas dedi ki:

    Met, çok teşekkür ederim. Bir dahaki sefere Sarayları anlatacağım İnşallah.

    Erdeniz Uçar, hepimizin küçüklükleri Asmalı’da geçti. Ne günlerdi ama. Ben de Saniye ve Şükrü kaptanın torunuyum. Pembe Uçar tanır eminim. Her sene gelemesem de her fırsatta gelmeye çalışıyorum. Bütün Asmalılarla görüşmek üzere…

    Cevapla
  14. murat dedi ki:

    marmara adasi canim asmalim… memleketini yillar once terk etmis hemserilerimin karadeniz kokan yesil cenneti guzelim trabzon`a tercih ettikleri cennet koy ben bu cennet koy`u o koyden olan bir kaptan arkadasim sayesinde tanidim ve o gunden beri asmali`ya karsi kendi memleketimi kiskandiracak duygular icersindeyim zamaninda karadenizden gelip bu cennet koye yerlesenlerin nedenlerini en iyi anlayabileceklerden birisiyim……………… devami altta

    Cevapla
  15. murat dedi ki:

    sizin hic gunes batarken tepeler uzerinde olusan sira sira golgelemelerde aksam uykularina hazirlanan kus sesleri esliginde yeri gogu inletircesine yiiieehuhahaahaha brrrst
    seklinde kisneyen o guzelim vahsi atlarin ve onlarin ayaklrindan cikan o muhtesem gurultu ve arkalarinda biraktiklari toz bulutlarinin icinde hayal gorurcesine dalip gittiginiz oldumu benim oldu neresinden anlatsam bir baska guzel dir asmali denizinden zeytin bahcelerinden tepelerinden tavsanlarindan kuslarindan saymakla bitmez tabiki insanlari da guzeldir asmalinin karadeniz insaninin sicakligi vurur yuzlerine arkadaslar ben bir cok sehir gezdim ve bir cok da ulke cok degisik yerler gordum cok degisik insanlar tanidim su an londra`dayim her sey yolunda gider bir aksilik olmazsa bu cennet koye yakin bir yere yerlesmeyi dusunuyorum

    Cevapla
  16. Mavi Elmas dedi ki:

    Benden çok daha güzel bir şekilde ifade etmişsiniz Asmalımızı. Çok teşekkür ederim Murat. Umarım bir gün hayalin gerçekleşir ve yerleşirsin oralara.

    Cevapla
  17. İrfan Aşıroğlu dedi ki:

    Yine güzel sürükleyici bir anlatım. Bisikletimle bu yıl ekim ayında Asmalı köyüne de ugramıştım o rampalardan inerken güzellikleri seyremek ve sahile indigimde hayalimdeki köy dedim kaldırımlı ara sokaklarda gezındım. Fakat o güzelim rum evlerinin harebeye dönmesi beni de üzdü heli bir apartman dikmişler hatırladıgım kadarıyla saydım beş katlıydı. Köyünüzü bu kadar güzel anlatmanız beni çok duygulandırdı tekrardan gezip gördügüm yerler hayalımde canlandı. Tekrar teşekkürler bu hileri bana yaşattıgınız için.Saygılar….

    Cevapla
  18. Mavi Elmas dedi ki:

    Sefer bey kimseye durup dururken saldırılacağını düşünmüyorum ben. Bu sadece Asmalı için değil her yer için geçerlidir.

    Cevapla
  19. Mavi Elmas dedi ki:

    İrfan bey teşekkür ederim. Hele siz birde bundan on yıl onbeş yıl önce görecektiniz. Öyle güzeldi ki..

    Cevapla
  20. Baris dedeoglu dedi ki:

    Simdi bagcilardan farki yok :)

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir