İçeriğe geçin

Şirince / Selçuk / İzmir

Hımmm. tatlı meyve şaraplarının merkezi… Şirince deyince gözümde canlanan ilk şey meyve şarapları oluyor. Birbirinden güzel her türlü meyveyle lezzetlendirilmiş tatlı şaraplar.Sonrasında ise eski evleri geliyor aklıma.. Birbirine yakın komşular, daracık sokaklar, omuz omuza vermiş adamlar gibi sıralanmış evlerin içinden gelen kokular, çocuk çığlıkları…

Şirince’ye Selçuk’tan giriyoruz. Selçuktan girdiğimizde 5-6 kilometre sonrasında dağların arasında kurulmuş etrafı bağlar ve zeytin ağaçları ile çevrili adı gibi şirin bir Ege köyü karşımıza çıkıyor. İşte Şirince burası. Adı gibi şirin ve kesinlikle beni çağırıyor.. Benim sokaklarım, evlerim var keşfetmen gereken diye adeta sesleniyor.

Köy trafiğe kapalı olduğu için girişinde arabalarımızı park ediyoruz. İçimde kıpır kıpır bir heyecan var. Şirinceyi çok duydum, hakkında çok şey okudum bu yüzden nasıl bir yer olduğunu görmeyi heyecanla bekliyorum. Köyün girişinde Şirince Expresi karşılıyor bizi. Araç trafiğine kapalı köyde gezinmek için bir alternatif. Hoş araçlarımızla girsek bile böyle dar, taş zeminli sokaklarda dolaşmak mümkün değil. Bir heves Exprese binsek mi şöyle bir tur atsak mı diye düşünsem de yürüyerek keşfetmenin cazibesi baskın çıkıyor. Adım adım keşfetmeliyim Şirinceyi.


Köye girer girmez kendimizi tezgahların arasında buluyoruz. Köy ismini öyle güzel duyurmuş ki köylüler tamamen turizme odaklanmış. Her yerde sadece şarap değil meşhur sabunları, zeytinyağları, el dokumaları var. Kadınlar çorap, masa örtüsü gibi el işlerini bir yandan örüyor bir yandan satıyorlar. Tezgahların arasında baka baka köy içinde yolculuğa başlıyoruz. Buraya gelince hediyelik tabi ki şarap almak gerekiyor biliyorum ama tezgahlara baka baka dolaşırken el emeği göz nuru nelerle karşılaşıyoruz. Uzanmamak mümkün değil.

Şirincenin eskiden isminin Çirkince olduğunu öğreniyorum tezgahını açmış müşteri bekleyen bir amcamdan. Çirkince nereden geliyor pek emin değilim. Kendince anlatıyor birşeyler. Bir rivayete göre bir zamanlar dağa çıkan 40 kişiye istinaden Kırkınca olan burası o kadar güzelmiş ki o kadar beğenmişler ki buraya yerleşenler, şehre indiklerinde başkaları bilmesin diye “köyünüz güzelmi” sorusuna “Çirkince” demişler. Çirkince diye anılmaya başlamış uzun yıllar boyunca.

 

Bence Şirincede yaptığımız en keyifli şeylerden biri tarihi dokuyu hala hissettiğimiz dar sokaklarda, evlerin arasında gezinmek, yürüyüş yapıp her köşeyi her sokağı keşfetmeye çalışmak oldu. Evlere bakıp Şirincenin tarihini hissetmeye çalışıyoruz. Özellikle Rumlarla Türklerin bir arada yaşadığı dönemleri göz önüne getirmeye çalışmak hayal etmek hoşumuza gidiyor. Şirincenin tarihi de epey eski. M.S. 5 yüzyıla kadar geri gidiyor. Epey eski bir yerleşim yeri. Yüzyıl öncesi mübadeleye kadar da Rumlar ve Türkler bir arada yaşamışlar bu yüzden de sokaklarda gezerken evlerde Rum mimarisinin izlerini görebiliyoruz. Şirincede gözümü rahatsız eden bir betonlaşma yoktu. Zaten genelde eski kagir evler vardı gibi geldi bana.


Bu eski evlerden sanırım 150-200 kadarı hala ayakta. Bunlar hala yaşanılan evler. Son 100-150 yıla tanıklık etmiş bu evler. İçlerinde yemek kokularının, çocuk seslerinin duyulduğu evler. Kendine özgü dar sokakları biçimlendiren ve bu sokaklara hayat veren tarihi evler genelllikle iki katlı.. Evler sokaklarla ne güzel ilişki içindeler. yapımları bir asır öncesine dayanan bu evlerin bazılarında öylesine hoş süslemeler var ki. Şirinceye kişilik kazandırmışlar. Büyük çoğunluğu yavaş yavaş pansiyona dönüştürülüyor. Ama Şirince de pansiyonculuk epey pahalı geldi bana. Yada öyle denk geldi.

Şirincede dolaşırken sağınızda solunuzda çok fazla Şarap evleri görülüyor. Zaten küçük bir köy burası. Çarşısı da küçük doğal olarak. Minik bir köy sokakları turu ardından artık şarapçıları gezme vakti geldi. Bu kadar küçük bir yere göre oldukça fazla yan yana, karşı karşıya şarap evleri dolu. Her birine sırayla girip minik bardaklarda getirdikleri çok çeşitli şarapları tadabiliyoruz. Burada beyaz, kırmızı, pembe şarap haricinde envai çeşit meyveden yapılmış şarapla tanışıyoruz. Muzlu, çilekli, kivili, elmalı, yaban mersinli, böğürtlenli, ahududulu, vişne, şeftali, nar, kayısılı… bütün meyveleri şaraplarda görebiliyoruz. Tüm çeşitleri her dükkanda tadabiliyoruz. Ama benim favorim kesinlikle Karadut ve Böğürtlen şarabı oldu.

Meyve şarabının üzerine üzüm şarabı içilmez diye bilirim. Bu yüzden belki de beyaz ve kırmızı şarapları hiç denemeyin bence. Sadece ilk girdiğim şarap evinde kırmızı ve beyazı denedim ama açıkçası meyve şaraplarının yanında üzüm şarapları pek vasat geldi.

Keyif aldığım şarap evlerinden biri de Şirin Şarap Evi oldu. Duvarlarını tavandan aşağıya küçük not kağıtlarıyla dolu olan bu mekanın şarapları enfes. Özellikle bir tanesini çok beğenmiştim ama hangi meyveliydi hatırlamıyorum =)) Ama şarap haricinde damlasıkızlı kahvesi de muhteşem(miş) Bu kadar şarabın üzerine kahve iyi gitti. Damla sakızı oranı da iyi sanırım. Çünkü içenlerden hımmm mmmm diye sesler geliyordu. O ses bir tek benden çıkmadı çünkü Türk kahvesini aromalı sevmem. Hatta damlasakızından nefret ederim. Ama içtim mi evet içtim. bunu içebildim. Sonuçta bu da bir başarıdır. Benim damak tadım bu konuda sabit olduğumdan diğer arkadaşların yorumlarına dayanarak muhteşemmiş diyorum. Onları dinleyerekten sevenleri için damlasakızlı türk kahvesine para bile verdim. Hediyelik =))

Yürürken sokaktaki bir duvarda “Tarihi mahsene gider” diye bir tabela görünce tabelanın peşine takılmamak benim için mümkün değil. Bu tarihi mahsen galiba kilisenin mahzeni. Bir yere girip merdivenlerden inince kendimi yarı karanlık loş bir ortamda buldum. İçeride duvarlarda yüzlerce şarap sıralanmış bekliyor. Ortam müthiş keyifli. Loş ışıklandırmayla hafif aydınlatılmış mahzende keyifle koltuklarda oturup ev yapımı şaraplardan tatmak, uzun sohbetler yapmak için özellikle bekliyor sanki. Bence tam sıcak şarap içilmelik bir yer.

Şirince sokaklarında bol bol gezip adım adım arşınlıyoruz. Çarşıyı keşfediyoruz ara sokakları ve tezgahları. Bu sokak nereye gidiyor diye girip başka bir sokaktan çıkıyoruz. Cafelerde oturup soluklanıyoruz. Her yere sokaklardaki duvarlara bile sokuşturulmuş şarap şişelerini inceliyoruz. Bütün köylülerle sohbet etmeye çalışıyoruz. Örgüsüyle kapısının önünde oturmuş güneşlenen yaşlı kadına sokuluyoruz usulce. Ne örüyorsundan başlıyor muhabbete Şirincede yaşam nasıla getiriyoruz sözü. Gençliklerinde şirince nasıldı öğrenmeye çalışıyoruz.


Dolaşırken papatyalardan çiçek yapan kadının yanına yaklaşıp seyrediyoruz. Ceren öğrenmeye çalışıyor nasıl yaptığını. Gezerken sürekli gözümüze birilerinin başında bu taçlardan denk geldiği için kaynağını bulmuş gibi hissediyoruz kendimizi. Kimi kuru çiçekler kimi mis kokularıyla taptaze çiçekten taçlar. Cerenin bunları görüp de eksik kalacağını hiç düşünemem zaten. Bütün gün başında tacı kraliçeler gibi gezdi.

Eski bir Rum kasabası burası. Bu yüzden Şirincenin içinde iki tane eski Rum kilisesi var. Patikayı tırmanınca yukarıdaki St.John (vaftizci) Kilisesine ulaşıyoruz. Tabelada Baptist kilisesi diyor. O zaman buradaki Rumlar protestanmış demek oluyor değil mi.

Köye hakim bir konumda bulunan kilise malesef çok da iyi durumda kalamamış. Biraz harap. Ama çalışmalar sürüyordu. Bu da sevindirici birşey. Sonuçta yıllardır gittiğim köylerde ahır olarak kullanılıp içi saman dolu kiliseler tarihi yerler görmüşlüğüm var.

Kilise içinde duvarlarda kalmış bir kaç tane fresk kalmış. Çok iyi durumda olmasalar da koruma altına alınmışlar. Orjinal haliyle kalıp bu kadar yıpranmasaydı kimbilir bütün freskleriyle ne kadar güzeldi.

Kilisenin bahçesinde küçük yuvarlak bir havuz var. Tam ortasında da bir Meryem Ana heykeli. Gelen geçen elindeki bozuk paraları havuza atıyor ama öyle rastgele değil. Havuzun içindeki bir deliği tutturmaya çalışıyorlar. Para deliğe girerse dileğin kabul olacakmış. Böyle şeyler hiç benlik değil ama Ceren bir kaç tane bozuk paramı yedi bu uğurda. Hiç anasının kızı değil. Kızım inanma böyle şeylere diyorum ama o işin eğlence yanında olduğunu iddia ediyor. Parayı deliğe sokabilecek mi sokamayacak mı?

Meryem Ana evinin yazısında anlatmıştım. Hristiyan tarihçilere göre Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce Hz. Meryemi havarisi Aziz Jean’a emanet etmiş. Aziz Jean o zamanlar Hristiyanlığı yaymak için Efes kentine gelmiş. Meryem Anayı da Efes yakınlarında bugün Meryem Ana evi olarak bildiğimiz yerde saklamış. Rivayete göre de o zamanlar Hz.Meryeme Şirincedeki köylüler bakmışlar, ihtiyaçlarını Bülbül dağına bu köyden götürmüşler.

Kilisenin yanında bir cam ustası tezgahını açmış çok güzel kolyeler bilezikler yapıyor. Oturup izlemekten keyif aldığım bir sanat. Camın ateşin karşısında şekillenmesi büyüleyici geliyor bana. Hipnoz etkisi var bende.


Kiliseden çıkınca biraz daha yukarı sokaklara bakayım dedim. Bence en güzel manzara buradaydı. Şirince evleri dizilmiş adeta bir tablo görüntüsü… Yıllarca birbirlerine omuz vermiş koca adamlar gibi yanyana sıralanmış. Düşünüyorum da burası dağın eteklerinde bir köy. Ne denizi var, ne doğru düzgün tarihi eserleri, ne aşırı güzel bir doğası, şelaleri, mesire yerleri.. Rumlardan kalma evler, şarap tadım mekanları, iki tane kilise (ki birini göremedim) onlarda metruk halde. Ama bakıyoruz da tıklım tıklım turist kaynıyor. Yerlisi yabancısı akın ediyorlar bu Ege köyüne. Özel turlar düzenleniyor. Ben dahil herkes çok keyif alıyor buradan. Bu köyde zaman geçirmek hiç de sıkıcı değil.


Çok keyifli geçen bir günün ardındın dönüş yoluna uzanma vakti geldi. Biz yavaş yavaş Şirince sokaklarını terk ederken akşam güneşi de günü terk etmeye başlamıştı. Yanarım yanarım çok yakında olmasına rağmen bir fırsat bulabilip de Türkiyenin tek matematik köyüne gidemedim ona yanarım. Yanlış duymadınız Nesin Matematik köyü. Bu köyde kampa gelen gençler ve onlarca matematik gönüllüsü öğretim görevlileri matematik sohbetleri matematik dersleri yapıyor. Ceren bu yıl 8. sınıfı bitireceği için yazın bu köyde kalmaya ve derslere girmeye hak kazanıyor. Ama tabi ki kendi isteğiyle gelmesi için buraya küçük bir ziyaret yapmayı istiyordum nasip olmadı. Şimdiler de ise okulun kapanmasına yakın bir tarihe planlı “ah bir matematik köyünü göstersek Cerene, dönüşte de Şirinceye uğrayıp enfes şaraplarından tatsak” diyerek ortam hazırlıyorum.

 

 

FacebookTwitterGoogle+PinterestTumblrWhatsAppLinkedInStumbleUponRedditPaylaş

Şirince / Selçuk / İzmir” üzerine 3 yorum

  1. Azra Karin dedi ki:

    Yine harika bir anlatım ve yine anlatım ve görsellikle orada hissetmek gibisi yok ellerinden ve yüreğinden çıkan tüm emeğe teşekkürler Elmasımmm…

    Cevapla
  2. Gezelimbilelim dedi ki:

    Gerçekten çok güzel tebrik ediyorum. Özellikle şarapları oldukça güzel Şirince’nin

    Cevapla
  3. Rota Senin dedi ki:

    Şirince Köyü’nden Selçuk’a doğru gidişlerde Şirince Saklı Vadi’de bir ayran molası iyi gelir. :)

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir