İçeriğe geçin

Yakapark ve Ecehanı

Yaz sezonunun gelmesiyle birlikte güney sahillerine tatil planları başladı. Bende sizlere Fethiye ve civarlarındaki gezimizden benim en çok hoşuma giden yerlerden birinden bahsetmek istiyorum şimdi. Bu taraflara gelen çoğu ziyaretçi mutlaka Saklıkente uğrayacaktır. (Bu cümleyi kurarken Saklıkenti hiç yazmadığımı da farketmiş oldum :( Peki oraya uğradıktan sonra dinlenme noktanız olarak Yakaköye gitmeye ne dersiniz. Bana Saklıkente gittiğini söyleyen çoğu insanın, Yakaköyü bilmediğini fark etmek beni üzüyor. 

 


Belki benim en sevdiğim yerlerden biri olmasının etkisi vardır. Saklıkente yaklaşık 9 km. uzaklıktaki bu köye yolum ne zaman buralara düşerse mutlaka uğramışımdır. En son kardeşim Aylin ve arkadaşımız Esra ile yaptığımız Fethiye civarları gezimizin durak noktası olarak yine geldik.

Burada size anlatmak istediğim aslında Yakaköy’ün kendisi değil. Burayı ünlendiren isim yaptıran Yakapark. Köyden değil bu köyde bulunan bir dinlenme noktasından bahsedeceğim. Ama dikkat etmek lazım Yakapark o kadar ünlenmiş ki birkaç tane birden bu ismi kullanan mekan var. Benim ise favorim Orjinal Yakapark.

 

Adı üzerinde Orijinal Yakapark burası. Aldığım duyumlara göre buraya dışarıdan gelme bir adam 10 seneliğine kiralamış. Bütün düzenlemeleri yapmış ve dış ülkeye kadar her yana duyuran da o olmuş. Televizyona çıkmasıyla zaten reklamın hası yapılmış olmuş. Sizi yazımın ilerleyen bölümlerinde tanıştıracağım Zekiye teyzemin dediğine göre bazen ziyaretçiler yanlışlıkla Ecehana girip “televizyonda çekim yapılan yeri arıyoruz” diye soruyorlarmış. Şimdiler ise reklamı iyi olduğundan artık kim tesis açsa isminin bir tarafına mutlaka bir Yakapark ekler olmuş. Eğer yanlış anlamadıysam bu 10 yıllığına kiralayan şahıs sözleşmesi bitince bütün bu reklamı ve masrafı yaptığı yeri mal sahiplerine bırakmak durumunda kalmış. (anlatanın yalancısıyım)

Yakapark bize hoşgeldin dedi kapısından içeri adımımızı attığımızda karşımıza yukarıda gördüğünüz içinde devasa Alabalıkların olduğu havuz çıkıyor. Eğer buraya ayaklarınızı sokup 5 dakika durabilirseniz size içecek bir şeyler ısmarlıyorlar. 15 dakikaya ise yemek sizin. O kadar soğuk yani. E ben öyle birşey yaparmıyım tabi ki yapmam akıllı kadınım. Sadece parmağımın ucunu şöyle bir değdirdim bıçak kesti sanki.

Buranın en güzel taraflarından birisi de bu alabalıklı bar. Bar taburelerine oturmuş birşeyler atıştırıp içerken barın içinden geçen su kanalında  alabalıklarla ahbaplık edebiliyoruz. Dokunmak serbest. Orjinal bir düşünce bulanı tebrik etmek lazım. Ya alanın darlığından ya da bu alabalıklar alışmışlar sanırım kendilerini sevdirebiliyorlar. Cerenin bir numaralı mekanı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Her birini tek tek sevmek gibi çabalar gösteriyor.


.


Fotoğraflardan anlaşılacağı üzere burası oldukça sulak bir arazi. Aslına bakarsanız bütün Yakaköyü besleyen suyun gözü burasıymış. Doğal olarak işletmecisi suyu çok güzel değerlendirmiş. Her yerde setler, ağaçların içinden fışkıran sular, küçük su yolları ile çevrelemiş. Sözcüklerle çok fazla anlatılabilecek bir yer değil burası. Bu yüzden az yazı bol resim koyuyorum. Oturun bol bol yiyip için anıt ağaçların gölgesine sığının, akan suyun sesine bırakın kendinizi. 

İstediğiniz kadar gezin, istediğiniz yere oturun sular mutlaka bir şekilde eşlik edecektir size. Ya yanınızdaki su yolundan geçecektir, ya oturduğunuz köşkün bitişiğindeki ağaçtan çıkacaktır, olmadı yemeğinizi yediğiniz terasın altından şelale gibi dökülecektir. Ama mutlaka sağınızdan solunuzdan gelen sesini duyacaksınız. Bu yüzden pek keyifli pek huzur verici bir yer. Aslında burası nadir kullanacağım bir cümleye layık bir yer. Bir doğa insan eliyle nasıl güzelleştirilebilir işte gelin görün. 



Yemek için seçenek çok. Bence en güzeli buraya gelmişken tabiki buz gibi sularda iyice lezzetlenmiş alabalık yemek. Ama balık sevmeyenler için bütün ızgara çeşitleri, bıldırcın gibi alternatifler mevcut. Gördüğüm kadarıyla pek çok meze, pek çok içecek seçeneği var. Ben bıldırcın deneyenlerdenim ama alabalık sevmediğimden değil sadece üst üste fazla alabalık yediğimdendi.

Yakaparktan çıktıktan sonra Tabi bir de kalacak yer problemimiz var. Yıl boyunca Cereni hiç izci kampına götürmediğim için sızım sızım sızlanıyor. Ben çadır kurmak istiyorum diye tutturuyor. Aylin ve Esranın daha önce hiç çadır deneyimleri olmadığından onlarda heves edince “öğretmenin yeri” denilen yere bakmaya başladık.

 

Meğer öğretmenin yeri denilen yer Ecehan’mış. İşletenler genç öğretmen bir çift. Bu yüzden öğretmenin yeri diye anılsa da daha sonrasında aynı isimde yerler olduğu için Ecehan daha çok kullanılır olmuş. Akşam saati bizde girdik Ecehana.

Gün boyu öylesine yorulmuşuz ki kendimizi hemen köşklere atıverdik. Ağaçların arasında köy manzarası eşliğinde kimse bize dokunmasın havasında kendimizi sere serpe devirdik. Akşam saatleri yaklaştığında yaz sıcağında dahi güzel bir serinlik vardı.

Ecehan aslında Zekiye teyzemin yaşadığı evi. Muhammed bey ve Nihal hanımda oğlu ve gelini. El birliğiyle tesisi işletiyorlar. Tesis demek ne kadar doğru bilmiyorum tam bir aile yeri. Sabah akşam kardeşler, torunlar gelip duruyorlar. Kendinizi hiç tesiste gibi hissetmiyorsunuz. Bahçesini köşkler, masalarla düzenlemişler. Bir de pansiyon olarak kullanılabilecek bir odaları var. Biz bu seferlik çadırda kalmak istediğimizi söylediğimizden bize bahçelerini teklif ettiler. İstersek bu köşklerde de uyuyabilirmişiz. Doğrusu gece vakti iki tane çadır kurmak yerine sıcak yaz akşamlarında bu köşklerde kalmak bana cazip gelse de üzerimdeki çadır baskıları yüzünden kabul etmek zorunda kaldım.

Karnımız çok aç olduğundan akşam yemeği için vadi manzaralı masamıza oturup beklemeye başladık. Siz karışmayın biz size sofra kurarız deyince onların tekliflerine uyup beklemeye başladık. Beklediğimize değdi mi evet değdi. Tereyağında kılçıksız alabalık, tabi ki balığın yanında olmazsa olmaz patates, zeytinyağlı yaprak sarma ve sarımsak yoğurtlu mantar kavurma en güzeli de bol miktarda salata.

Ben alabalığı kiremitte severim. Ama sonuçta bu benim damak zevkim. Fileto edilmiş alabalık tavada kızartılıp kılçıksız olarak önümüze sunulunca balık yeme özürlü bizimkiler buna çok sevindi.

Hepsi başarılı yemeklerdi. Ev usulu lezzetli mi lezzetli. Sofranın tamamını süpürdük. Hatta tabakları bile sıyırdık. En çok dikkatimi çeken ise mantar kavurma oldu. Doğrusu daha önce ne yapmış ne yemiştim. Mantarı iri parçalar halinde yağda kavurup sarımsaklı yoğurt ve kızdırılmış kırmızı biberli yağla mantı gibi servis yapmışlardı. O gün bugündür evimde mantar bu şekilde pişer oldu. Akşam yemeğimizde eleştireceğim tek şey sofraya gelen ekmeğin plastik kovayla gelmesi oldu. İsterse 100 kişilik sofra bile düzenlense ekmeklik diye konulan plastik kovaya karşıyım.

Yemeklerimizi yedikten sonra bir demlik çayla birlikte keyif yapınca akşam karanlığı da bastı iyice. O saatten sonra belki çadır istemezler diye umut etsem de gecenin 10 unda üstelik karanlıkta çadır kurma faslına geçmek zorunda kaldım. Güneş kendini gösterip biz keyifli çevre keşifleri  yapmaya başlayınca çadır, uyku tulumları ve piknik sepetini arabanın arkasında hazır tutmaya önem gösteriyorum. Bundan yıllar öncesinde öyle muhteşem bir koy keşfetmiştik ki, günübirlik çıktığımız yola keşke çadırımız olsa da şuradan ayrılmasaydık diye iç geçirdiğimiz o andan beri her zaman her ortama hazır ve nazır olmaya önem gösteriyorum. Yine de Ecehan’da ortalık zifiri karanlık tek bir ışık bile yokken çadır kurmak çok zor olmasa da ne yazık ki toprak yapısı fazla taşlıydı ve kazıkları çakmak güç oldu. Yine de bir gece idare edebilecek şekilde yan yana iki çadırı yarım saatte kurabilmeyi başardık.

 Bütün geceyi de Ecehanın ahşap köşklerinde, kağıt oynayarak, çekirdek çitleyerek, çay içerek geçirdik. Bir ara Muhammed bey yanımıza gelerek ev yapımı dondurma ikram etti. Tadı gayet güzeldi bu ev yapımı dondurma işine el atsak mı ne yapsak.

 

Sabahın köründe gözlerimi açmama sebep olan ise fonda kulağıma çalınan keçi melemeleri, horoz ve tavuk gıdaklamaları, ördek bağırtıları oldu..

Zekiye teyzeye kahvaltı talebimizi iletince, kahvaltı hazır oluncaya kadar bahçedeki tüm meyveleri dalından koparıp yiyebileceğimizi söyleyince böyle bir teklifi elbette ki ikiletmedik. Keçilerin, tavukların eşliğinde özellikle dut ağaçlarına daldık. En sevdiğim meyvelerden biridir. Bizim için iştah açıcı aperatif oldu.

Kahvaltı bizim için oldukça doyurucuydu. El yapımı gözlemeler, kahvaltılık salça (acıka) Fonda zeynebim türküsü başladık muhabbete Zekiye teyzemi de buyur ettik soframıza. Teyzemler mal sahibi imiş. doğma büyüme buralı olduğundan babadan kalma yeri böyle değerlendirmişler. 4,5 dönüm yerleri varmış burada. Sanırım bizim çadır kurduğumuz alana küçük bir de havuz yapmayı düşünüyorlarmış. Vakti zamanında çok masraf yapmışlar. Çocukları Muhammed ve gelini Nihal öğretmen olduklarından 8 ay gelemiyorlarmış. Teyzem tek başına idare ediyormuş. Yanında da kimseyi de çalıştırmıyor.

 

 Domates salatalık daha burada çıkmadığından şu anda dışarıdan geliyormuş.. Tereyağını peyniri köyden alıyorlarmış. Ceren doğanın içinde bulduğu kedi yavrularıyla oynarken bizde kalkmaya hazırlandık. Zekiye teyzem son dakika çıkarken peşimizden koşturup bir kavanoz dolusu tadına bayıldığımız çilek reçelinden tutuşturdu elime. Buradan teşekkür edeyim Zekiye teyzeme. Bayıla bayıla yedik reçelimizi…

FacebookTwitterGoogle+PinterestTumblrWhatsAppLinkedInStumbleUponRedditPaylaş

Yakapark ve Ecehanı” üzerine 3 yorum

  1. Azra Karin dedi ki:

    Yaka Park gerçekten anlatılmaz yaşanır diyorum Elmasım sana ve eniştelerin hasına teşekkür ederim çok güzel bir kaç günü bizimle paylaştığınız için 😉

    Cevapla
  2. Mavi Elmas dedi ki:

    Merhaba Ece Hanım. Face sayfanıza beğeni yaptım. Bu sene tekrar uğrayacağız inşallah. Görüşürüz umarım. Zekiye teyzeme çok selam ellerinden öpüyorum.

    Cevapla
  3. Ece kaşlı dedi ki:

    Ece hanıyla ilgili yorumlar için çok teşekkür ederiz yeni fark ettik face de Ece hanıyla sayfa açtım. ekmek kutusunu dikkate alıcaz :) sizleri özledik kapımız her zaman açık :)

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir