İçeriğe geçin

Yeraltında ki Pamukkale…Kaklık mağarası

Bu sefer sizi biraz farklı, değişik bir mağaraya götürmek istiyorum. Orjinal mimarisiyle Kaklık mağarasına. Nereye gidersem gideyim mağaralara karşı özel bir sempatim var. Yoluma çıkan bütün mağaraları gezmeye çalışıyorum. Bence mağaralar içlerinde sakladıkları gizli güzellikleri keşfetmesi için insanı adeta çağırıyor. O loş ve serin mağaranın içinde sarkıt ve dikitleri izlemek farklı bir haz veriyor insana. Bazen özellikle bir mağaranın peşine düştüğüm oluyor. 

Sadece onu görmek için altı saat yol gittiğim Kırklareli’ndeki Dupnisa mağarası ya da Denizli de bulunan Kaklık mağarası gibi. Kaklık mağarasına gitmek için Denizliden çıkıp Afyon Ankara yolu üzerinde yaklaşık 30 km. ilerleyip Honaz ilçesindeki Kaklık kasabasına kadar gitmemiz gerekti. Doğrusu heyecanla görmeyi beklediğim bir mağaraydı. “Yeraltındaki Pamukkale” diye de adlandıralan mağaranın içinde Pamukkale traventenlerinin aynısından oluşumlar olması bu mağarayı ilginç kılan özelliği. Eh böyle bir şeyi duyup da benim buralara gitmemem söz konusu bile olamaz zaten.

Yol üzerinde tabelasını görür görmez mağaraya ulaşıyoruz. Çok şükür ki dağlara tepelere tırmanmamız gerekmedi. Mağara girişine gelince basamaklar karşıladı bizi. Daire şeklindeki geniş ağızdan demir basamaklı merdivenle iniliyor. Yavaş yavaş inerken karanlığa karışacağız beklentisindeyken içerisinin yeterince aydınlık olduğunu fark ediyoruz. Oh ne güzel mağaranın büyük bir bölümü güneş ışınlarını alıyor. Bu yüzden gezinmesi son derece rahat son derece keyifli ama fotoğraf çekecek arkadaşların yine de tripodla gezmeleri önemle rica olunur. Korkuluklar ve basamaklar damlayan sular yüzünden oldukça nemli ve kaygan olduğundan ayağı da sağlam tutmak lazım. Kaymayan ayakkabı önemli.

Her şeyden önce ilk fark edilen çağıl çağıl akan suyun sesi. Mağaranın içinde şelaleler akıyor. İnsan ister istemez şaşırıp kalıyor. Kükürt kokusu da var ama insanı rahatsız eden dozda değil.

Burada büyük bir yer altı deresi varmış. Derenin tavanının çökmesi sonucu da bu mağara oluşmuş. Mağara nın yakınlarında Kokarhamam pınarı var. Bu pınarın sularının mağaraya şelaleler yaparak döküldüğü içinde zamanla mağara içinde çöken tavanın blokları üzerinde büyük bir traventen kitlesi oluşturmuş. Bildiğimiz Pamukkale’deki tarventenlerin aynısı.

 

Daha bismillah mağaradan içeri girmemizle benim kendimden geçmem baygın baygın etrafa bakmam bir oluyor. Oy oy oy bütün bu manzara bir mağaradan bana sesleniyor. Havuzlar göz kırpıyor gel diyor dokun bana, bembeyaz taşlar soluk ışık altında göz kırpıyor. Dayanamadım havuzlara ayaklarımı soktum. Suyuyla elimi yüzümü yıkadım. Karşıma çıkan manzaralara uzun süre gözlerim takıldı kaldı. “Hadi” deyip çekelemeseler beni başka manzaraya geçemeyeceğim.

Fotoğraf çekerken bir anda, normalde raslamadığım mağarada ki suyun içindeki yosunlaşmayı ve duvarları saran sarmaşıkları fark ettim. Güneş ışığını yeterince alması bu bitkilerin mağara içinde yetişmesine sebep olmuş. Doğrusu yarı karanlık yarı aydınlık mekanda suların içindeki yosunlar yeşilin her tonunun yansıtarak eşsiz bir güzellik sunuyor gözlerimize. Bir sağa traventenlere bir sola suların yansıttığı yeşil tonlara hayranlıkla baka kalıyorsun.

Eh bir mağaranın içinde bulunması gereken sarkıt dikitlerin yanında bir de bembeyaz travantenleri izlemek gerçekten güzel. Ayrıca mağarının duvarlarında da yer yer su sızıntıları izleniyor. Aslında bu suyun termal suymuş. Bu yüzden bol bol ayaklarımı soktum. Berrak renksiz ve kükürtlü olduğu içinde şifalı bir su. Bu şifa kısmının ne özelliği var bende bilmiyorum. Önümüzdeki tabloda küçük küçük şelaler akıyor. Bir yanda akan suların sesleri, göze ziyafet traventenler, sarkıtlar, dikitler. Damlataşlar, suların içinde yeşilin her tonunun yansıtan yosunları, su bitkileri… gören bir göz için eşine az rastlanır bir güzellik. Görmeli mi kesinlikle görmeli. En azından değişik bir mağara ilginç oluşumlar.

Çok büyük bir mağara değil. Öyle gezmesi uzun sürmüyor. Mağaranın ağzında soldan giriş yapıyor traventenin etrafında daire şeklinde dolanarak girişin sağ yanından çıkıyoruz. Dışarıda seyir terasları falan var. Sular gölet haline gelmiş. Biraz seyir teraslarında vakit geçirmek güzel oluyor.

Taaa Denizliye bu mağarayı görmek için gittim. Değdi mi değdi. Benim için mağaraların özel yeri var. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.

FacebookTwitterGoogle+PinterestTumblrWhatsAppLinkedInStumbleUponRedditPaylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir